Fransa -Paris

Şub
06

Fransa -Paris

27 Ocak 2013 – 3 Şubat 2013 tarihleri arasında eşim ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Paris, Amsterdam, Brüksel, Gent ve Antwerpen gezilerimize ait gezi notlarıma başlıyorum..  Bu gezime ait hazırlıklarımı, gezi öncesinde ve gezi sırasında yaptığım harcamaları ve bu gezinin toplam bana maliyetini sitemizin “Seyahat Hazırlıkları ve Seyahatin Maliyeti” bölümünden inceleyebilirsiniz.  Gelelim gezimizin ayrıntılarına..

27 01 2013 (Pazar) tarihinde saat sabah 8:10 Pegasus uçağıyla Ankara’dan İstanbul’a doğru yola çıkarak  1 hafta sürecek yolculuğumuza başladık. İstanbul sabiha Gökçen Havalimanında aktarma yaparak, sınır işlemlerimizi de tamamlayıp  İstanbul Brüksel uçuşumuza 10:30 da başladık. Yaklaşık uçuş 3,5 saat sürüyor.. Brüksel Uluslararası havalimanına yerel saat ile 13:05 de inip çantalarımızı aldıktan sonra sınır pasaport polisiyle kısa bir diyalogdan sonra Belçika’ya giriş yaptık. Kısa bir diyalog diyorum ama benim ve eşimin yeşil pasaportum olmasına rağmen ahiretlik sorularına maruz kaldığımı söylemeliyim.. İş için mi geldiniz yoksa seyehat için mi ? nerelere gideceksiniz, kaç gün kalacaksınız, ne zaman döneceksiniz, yanınızda nakit para veya kredi kartı var mı ? gibi sorulardan sonra ağzımdan arkadaşımı da ayrıca göreceğim dedikten sonrada benden arkadaşımdan almam gereken davet mektubunu isteyince baktım diyaloğumuz farklı bir yöne doğru kayıyor, hekim olduğumu isterlerse kimliğimi de gösterebileceğimi söyledikten sonra sınır polisi ile diyaloğum sona erdi ve giriş kaşesini basarak işlemi sonlandırdı.. İyiki  hekimim ve de yeşil pasaporta sahiptim.. Birde olmasa demek ki daha neler soracaktı kim bilir..  Herhalde Belçika Sınır Polisinin canı sıkılmış sohbet edecek birilerini arıyordur diye düşündüm.. 🙂 🙂 Fazla optimistik oldu ya neyse.. 🙂

Sınırdan geçtikten sonra Brüksel’de yaşayan arkadaşım Erol bizi Brüksel Uluslararası havalimanından aldı ve önce arabasıyla Brüksel’de bir tur attırdıktan sonra merkeze uzak olan Üniversite kampüsüne götürerek bizi gezdirdi. Sonra da Atomim’a götürdü.  Hızlı bir Brüksel turunun ardından trenimizin saatinin yaklaşması sebebiyle bizi Brüksel Midi tren istasyonuna bıraktı.. Brüksel Midi Tren istasyonu Paris-Amsterdam dan gelen Trenlerin durduğu büyük bir tren istasyonu. Trenimize internet çıktısını aldığımız biletimizi göstererek bindik..

saat 16:13 de başlayan yaklaşık 1 saat 15 dakikalık hızlı tren yolculuğundan sonra  17:26 da Fransa Paris Nord Tren istasyonuna e ulaştık..  Paris Gare de Nord Tren istasyonu  İngiltere, Hollanda, Belçika, İskandinavya, Kuzey doğu Fransa’dan gelen trenlerin varış noktasıdır.  Gare de Nord tren istasyonuna da yürüyerek yaklaşık 1 km mesafede olmasına karşın biz  “4” Numaralı Pote de Clignancourt dan Porte d’ Orleans a giden  Metro ya binerek bir durak mesafede yer alan Gare de I’Est metro durağında inerek otelimize ulaştık..

CIMG0637 (704 x 528)

Otele yerleşmenin ardından 20:45 de gece manzarası için Eyfel kulesinin bulunduğu alana gittik. Eyfel’in olduğu bölgeye gitmek için “4” Numaralı metroya binip “Strazbourg Saint Denis” metro istasyonunda aktarma yapıp “9” nolu metro ya geçtik ve Eyfel Kulesinin en iyi görüldüğü yer olan Trocedero Metro durağında indik.

Trocedero metro durağından “9” Nolu Pont de Sevres e giden ve “6” Nolu Nation dan Charles de Gaulle etolle ye giden metro hatları ile gidilebilir.  Burada anıtsal Palais de Chaillot bulunur. bunun önündeki terastan sen nehrini ve Eyfel kulesini görebilir, güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Trocedero Metro durağında inince meydanda ilk olarak Mareşal Ferdnand Foch un heykelini görüyorsunuz. 1937 yılında dünya fuarı için inşa edilen ve 1878 yılında yapılan Palais du Trocadero nun yerine kurulan  Palais de Chaillot’da Fransa’nın denizcilik tarihinin sergilendiği Musee de la Marine, Musee de I Momme ve bir tiyatro bulunmaktadır. Tabii ki bizi en çok ilgilendiren ise manzarasının çok güzel olmasıdır.. Chaillot tepesi olarak da adlandırılan bu bölgeden  Eyfel kulesine doğru olan kısımda güzel bir bahçe düzenlemesine sahip bir park bulunmaktadır.  Pont D’lena isimli, tarihi 1806 lara dayanan bir köprü ile Eyfel kulesinin yanına gidebilirsiniz.

CIMG0647 (704 x 528)

Chaillot tepesinden Eyfeli fotoğrafladıktan sonra Pont D’lena isimli köprüden geçerek Eyfel kulesinin yanına geldik.

Mühendis Gustave Eiffel tarafından tasarlanan Eyfel kulesi 1889 evrensel Sergisine gelen ziyaretçilerin ilgisini ekmek için yapılmış ve 20 yıllığına yerinde kalması için tasarlanmış bir yapı. Bakmışlar ki çok fazla ziyaretçi çekiyor, daha sonra yerinden kaldırmayıp ziyaretçi almaya devam etmiş. söylenenelere göre zaten ilk yapıldığı yılda gelen ziyaretçi sayısıyla maliyetinin 3 te 2 si karşılanmış.. 1931 yılında New York daki Empire State binası yapılana kadar dünyadaki en yüksek yapıymış.. Hidrolik asansör sitemi 1900 yılında kurulmuş. Kule 3 Platformdan oluşuyor. Yani 3 seyir terası var. 3. platform 276 metre yükselikte yer alıyor. En üst platform 800 kişiyi aynı anda alabilecek şekilde tasarlanmış. 2 Platform ise 115 metre yüksekliğinde. Birinci platformla arasında 359 basamak varmış. Birinci platform ise 57 metre yüksekliğinde. Bu kata 360 basamak çıkarak da ulaşılabilirmiş. En tepeye çıkmak için ise 1665 basamak çıkılması gerekiyormuş 🙂 Tepesinde bulunan anten ile birlikte kulenin yüksekliği 324 metredir. Kulenin ağırlığı ise 10.100 tonmuş. 7 yılda bir 60.ooo kg boya ile boyanıyormuş..

Kuleyi her yönden fotoğraflamak ayrı bir duygu olduğunu söylemeliyim.. Yanına gelmeden heybetli görüntüsünü tam olarak yaşayamıyorsunuz. Hava kararmış olmasına rağmen kulenin asansör biniş yerlerinde hala sıra vardı.. Biz kuleye çıkmak yerine çevresinde dolaşmaya ve keşif turumuza devam etmeye karar verdik. Kulenin hemen arkasında “Champ de Mars” adıyla bilinen bir yeşil alan var. Buradan da Eyfel’in muhteşem görüntüsünü fotoğraflayabilirsiniz.  Alanın sonuna kadar yürüdüğümüzde Ecole Militare diye bilinen ilk öğrencileri arasında Napolyon’nun da bulunduğu Kraliyet Askeri Akademi binası bulunmaktadır. Burayı dışarıdan fotoğrafladıktan sonra sola dönerek İnvalides olarak adlandırılan ve 14. Luis tarafından yaralı ve evsiz kalan askerler için 1671-1676 yılları arasında yapılan Hotel des İnvalides ve arkasında Napolyonun mezarının bulunduğu Dome kilisesinin altın renkli çatısının bulunduğu alana gittik. Bu bölge içinde ayrıca Muse de I Armee adlı dünyadaki en geniş 3. silah koleksiyonuna sahip askeriye tarihini anlatan müze, ünlü Düşünen Adam heykelinin de  bulunduğu Musee Rodin, Musee des Plans Reliefs, Musee de I Ordre dela Liberation bulunmaktadır. Biz bunların hiç birini gezme fırsatımız olmadı. sadece uzaktan fotoğraflamakla yetindik.

Yine bu meydanın önünde yer alan Pont  Alexanre köprüsü de fotoğraflamaya değecek bir köprüdür.

Buradan sen nehrinin karşı yakasına gidip nehir boyunca kısa bir yürüyüşten sonra dinlenmek üzere  metro ile otelimize geri döndük.

28.01.2013 tarihinde sabah 9:00 da otelimizden çıkıp cite metro durağında inerek Notre Dame Katedraline gittik. Daha sonra katedralin arkasında bulunan parktan katedrali ve parkı fotoğrafladık.

Bu bölge daha doğrusu adanın tarihi hayli eski.. ilk olarak 2000 yıl kadar önce bu adaya Kelt kabileleri yerleşmiş. Paris şehrinin adı da Parisii olarak bilinen Kert kabilesinin adından gelirmiş.  Parisin en eski yerleşim alanıymış bu ada.. MÖ 53 yıllarına ünlü komutan Julius Sezar bölgeye ulaştığında bu bölge bir köymüş. Ortaçağ döneminde ise bu bölge kilise ve hukukun merkezi yani güç merkezi konumundaymış.. gotik mimarinin en güzel örneği olan ünlü Notre Dame Katedrali ve Sainte Chapple burada bulunmaktadır. Ayrıca kuleleriyle hemen fark edilen, fransa devrimi sırasında da hapishane olarak da kullanılan Conciergeie, mahkeme olarak kullanılan Palais de Justice ve Prefecture de Police adlı polis merkezide bu ada da bulunmaktadır.

Notre Dame Katedrali gerçekten Paris’e gelindiği zaman mutlaka görülmesi gereken bir yapı. İnşaatı 1163 yılında başlayan kadedral 1330 yılında ancak tamamlanabilmiş. Gotik yapıdaki katedralin inşaatı yaklaşık 170 yıl sürmüş. Tamamlandığında 130 metre yüksekliğinde kulelere sahipmiş.

katedralin önünden..

CIMG0660 (704 x 528)

 

Katedralin arkasından çektiğimiz fotoğraf

CIMG0679 (704 x 528)

Cite metro durağının yanından geçerek ada bölgesinden çıkıp karşı taraftaki Hotel de Ville ye gittik. Burası belediye konseyinin bulunduğu binadır. Önünde bir buz pateni sahası yaptırmışlar.. Gündüz gittiğimiz bu yapıya ayrıca daha sonra gece de gittik.. Gece ışıklandırması da oldukça güzel..

CIMG0684 (704 x 528)

Önünde fotoğraf çektirdikten sonra saat 10 da Hotel de Ville ye en yakın metro durağından metroya bindik. Metro istasyonu içinde yer alan Danışmadan Lüksemburg bahçelerine nasıl gideceğimizi sorduk..  Metroda bulunan danışmadan bilgi alarak “1” nolu hatta binip bir durak sonrası olan Les Halles de aktarma yaparak  “B” numaralı RER hattına geçtik ve  Lüksemburg bahçelerine ulaştık. Saat 10:50 idi..

B hat numaralı RER olarak adlandırılan hafif raylı sistemden indiğiniz zaman hemen Lüksemburg bahçelerinin giriş kapısına ulaşıyorsunuz. kısa bir gezintiden sonra acıktığımızı fark edince Lüksemburg bahçesinde yanımızda getirdiğimiz termostaki çayı içip yemeğimizi yemeye karar verdik. Ardından küçük göüln ardındaki Palais du Luxembourg u ve çevresindeki bölgeyi, heykelleri fotoğraflamaya başladık. Burada yer alan Musee du Luxembourg 1615 yılında yapılmıştır.

CIMG0689 (704 x 528)

 

Daha sonra yürüyerek en yakındaki metro durağına gitmek için yola çıktık.. bu arada yolda rastladığımız tarihi bir meydan ve mekanın önünde fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik.. Buranın adının daha sonra St Sulpice olduğunu öğrendiğimiz bu yapının bulunduğu meydanda Dört Piskopos çeşmesi bulunmaktadır. St Sulpice kilisesi 1646 yılında yapımına başlanmış, 100 yılı aşkın bir süre yapımı devam etmiştir.

CIMG0692 (704 x 528)

St Placide metro durağından “4” nolu metro hattına binerek Gare du Nord da aktarma yapıp “2” numaralı Porte Dauphine yönlü metroya bindik. Meyrodan Blance  durağında indik. 1885 yılında inşa edilen 1900 yılında dans salonuna dönüştürülen Fransızların ünlü kankan dansının ilk olarak sergilendiği ünlü gece kulübü Moulin Rouge önünde fotoğraf çektirdik. Metrodan çıkınca tam karşınızda duruyor.. Saatlerimiz 12:00 yi gösteriyordu.. Metro durağının tam karşısında yer alıyordu ve fotoğraf çektirdiğimiz metro durağının önü de oldukça kalabalıktı. Metrodan çıkan şaşkınlığını üzerinden atıp fotoğraf makinasına sarılıyor. eşler birbirlerini çekiyorlar… 🙂 Tabii bizim neyimiz eksik.. Bizde burada bol bol fotoğraf çektik.

CIMG0696 (704 x 528)

Fotoğraf çekimizi ve bu ilginç yeri incelememiz bittikten sonra tekrar metroya binerek 2 durak ilerisindeki  Montmarte tepesi diye adlandırılan yere  gittik.. Bunun için geldiğimiz hattın ters istikametine binmemiz ve 2 durak gitmemiz yetti. Metronun Anvers durağında inip her 2 yönde turistik dükkanların, yemek yenebilecek yerlerin olduğu bir sokaktan geçilmesi gerekiyor.. ardından güzel bir manzara sizi bekliyor.. Tabii merdivenleri çıkmadan önce aşağıda çocuk parkının yanındaki banklarda oturarak biraz enerji depoladık.. ardından merdivenleri çıkmaya başladık.. saatlerimiz 13:30 u gösteriyordu..

Oldukça fazla sayıda merdiven olduğunu söyleyebilirim..  Aralarda fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik.. Bu arada bu yere gelenlerin ilk yukarı çıkışta, her 2 yönde bulunan rampaya gelenlere bir şeyler satmaya çalışan kişilere de dikkat etmelerinde yarar var..

CIMG0702 (704 x 528)

 

CIMG0706 (704 x 528)

Merdivenlerin sonunda sizleri güzel bir Paris manzarası bekliyor..

CIMG0707 (704 x 528)

 

Monremaertre tepesinde 1870 lerde yapımına başlanan ve ancak 1914 yılında tamamlanabilen Sacre Coeur kilisesi yer alıyor. İçeriye giriş ücretsiz. Bu kilisenin şöyle bir geçmişi olduğu söyleniyor. 1870 yılında Prusya Fransa savaşın başladığında prusya’nın saldırısından sonra Paris kuşatılmış, kuşatma 4 ay sürmüş. Parislilerin bu kuşatma sırasında şehirdeki her türlü hayvanı yedikleri söyleniyor. 2 katolik girişimci  Fransa’nın istiladan kurtulması halinde bir kilise inşa etme sözü vermişler. İşte bu Sacre Coeur kilisesi bu şekilde sözün yerine getirilmesi sonucunda yapılmış.

Ayrıca bu tepeye merdivenler dışında funiküler olarak adlandırılan metro biletleri ile binebileceğiniz raylı sistem ile de çıkılabiliyor.  Biz yürümeyi tercih ettik..

Tabii ki her çıkışın birde inişi var.. merdivenleri tekrar inerek Anvers metro durağına ulaştık.. oradan “2” nolu metroya binip Charles de Gaulle etolle de aktarma yaparak “6” nolu hatta geçip gece gittiğimiz Eyfeli gündüz de görebilmek için Trocadero metro durağında indik..  Bu sefer gündüz gözüyle Eyfel kulesini inceledik..Saatlerimiz 15:00 civarını gösteriyordu..

6 nolu metro içinden bir fotoğraf..

CIMG0708 (704 x 528)

 

ve tekrar Eyfel Kulesinin önündeyiz..

 

CIMG0715 (704 x 528)

Eyfel kulesini görmeye gideceklere gündüz mü yoksa gece mi daha güzel derseniz, özellikle gece gitmenizi öneririm.. Saat başlarından mükemmel bir görsel ışık şöleni oluyor.. Bunu kaçırmayın..

Zamandan tasarruf edelim, hava kararmadan daha çok yer görelim diyerek yürümek yerine 3 durak ilerideki Zafer Takının olduğu meydana metro ile gitmeye karar verdik..

 

Trocadero metro durağından “6” nolu hatta binip hattın son durağı olan Charles de Gaulle Etolle Metro istasyonunda indik.  İşte karşımızda bizim Zafer Takı olarak adlandırdığımız Arc de Triomphe.

CIMG0719 (704 x 528)

 

Napolyonun 1805 yılında Austerliz savaşından sonra askerlerine eve döndüğünüzde zafer takılarının altından geçeceksiniz sözü üzerine yapımına başlanan bu yapı ancak 1836 yılında tamamlanabilmiş. 50 metre yüksekliğindeki bu yapını önünde ciddi bir trafik olduğunu söyleyebilirim. Araç olmadan fotoğraf çektirmek oldukça zor.. 🙂 Bunun sebebi de 12 ayrı yol bu kavşağa çıkıyor..

Fotoğraf çekiminden sonra  şanzelize caddesi üzerinden Loure müzesi istikametine doğru yürümeye başladık.. Şanzelize caddesi üzerinde yer alan, Bayrağımızın dalgalandığı  Turizm ofisimiz önünde de fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik..

CIMG0720 (704 x 528)

Yürüye yürüye Şanselize caddesini geçtik. palais de la Decouverte olarak adlandırılan bilimsel keşifler müzesi, Grans Palais olarak adlandırılan sergilerin yapıldığı cam çatılı büyük saray ve Petit Palais olarak adlandırılan içinde müze ve  sergilerin bulunduğu binayı geçtik.

Fotoğrafta Grand Palais girişi görülmektedir.

CIMG0724 (704 x 528)

 

16:30 da daha önce gece geldiğimiz indavides meydanına ulaştık..

CIMG0730 (704 x 528)

meydanda ve meydana ulaşmamızı sağlayan köprüde fotoğraf çektirdikten sonra tekrar köprüden geçerek concorde meydanına doğru Sen Nehri kıyısından yürümeye devam ettik..

CIMG0731 (704 x 528)

saat 17:00 de Concorde meydanına ulaştık.. hava yavaş yavaş kararmaya başladığından fazla oyalanmadan Lorue Müzesine doğru yürümeye devam ettik.. 17:10 da  Loure Müzesinin yakınlarına ulaştık.. Loure Müzesinin içine Cam piramit kısmından kapanmaya yakın girerek  Danışmadan bilgi aldık. Salı günü kapalı olduğunu öğrendikten sonra Çarşamba günü erkenden Loure Müzesine gelmek üzere Müzeden ayrıldık..

Loure Müzesinden çıktıktan sonra Orsay Müzesi tarafına gittik. Daha sonra Sen Nehri boyunca yürüyüşümüze devam ettik.  Gece 10:00 a kadar gezdik.. Daha sonra otelimize gittik.

29 01 2013 tarihinde sabah Versay sarayına gitmek üzere otelimizden ayrıldık.. Önce 4 numaralı hatta binerek St Michel  metro durağında indik ve kişi başı 7 € ya versay biletimizi aldık.  Veysaya gitmek için RER C hattına bindik. Tabii 2 ayrı hat gidiyor aynı tren hattı üzerinden. Tren istasyonundaki görevliler sizi yönlendiriyorlar.. Tabii bineceğiniz istikameti onlara söylersiniz. RER C hattında hem Versallies-Rive Gauche ve Saint Quentin en Yvellines adı altında 2 ayrı hat işliyor.  Versay sarayına gitmek için Versallies-Rive Gauche adlı RER C ye binmeniz gerekiyor. Bu arada tren normal biletler yani zone 1-2 bölgesinde geçen tren biletleriyle gidilemiyor. Yakalanırsanız ceza var. Bu sebeple ayrı bilet almanız gerekiyor. Aldığınız biletle diğer hatlara da aktarma yapabiliyorsunuz. Bu sebeple ilk metroya binmeden önce aldığınız Versay biletini kullanarak RER C hattına ulaşabilirsiniz.  yarım saatlik bir yolculuktan sonra saat 10:30 civarında Versay istasyonuna ulaştık.

Versay yani Versailles sarayı ve bahçeleri 14. Louis tarafından 1668 yılında inşa ettirmeye başlamıştır. 1770 yılına kadar saraya kısımlar eklenmiş ve saray büyütülmüştir.  Başta bir av köşkü iken daha sonra 20 bin kişiyi barındırabilecek bir ölçüye ulaşmıştır. Avrupa nın en büyük sarayını inşa ettirmiştir. 1833 de saray müzeye çevrilmiştir. Bu sarayda Aynalı salonda  28 Haziran 1919 da 1. Dünya Savaşını sona erdiren Versay Antlaşması imzalanmıştır.

Versailles sarayında özellikle aynalı salon, kraliçe odası, Apollon salonu … görmeye değer yerledir..

Versailles sarayındaki fotoğraflarımızdan örnekler..

CIMG0831 (704 x 528)

 

Saraya biletle Giriş kısmı

CIMG0829 (704 x 528)

Ana Giriş Kapısı

CIMG0828 (704 x 528)

 

Versay sarayının içinden fotoğraflar..

CIMG0752 (704 x 528)

 

CIMG0762 (704 x 528)

 

CIMG0765 (704 x 528)

 

CIMG0769 (704 x 528)

 

Aynalı Salon..

 

CIMG0775 (704 x 528)

CIMG0807 (704 x 528)

CIMG0803 (704 x 528)

saraydan çıkışta yağmur başladı..

CIMG0843 (704 x 528)

 

dönüş için tekrar versay tren istasyonuna gittik. Biletlerimizi alıp İnvalides istasyona kadar RER C de yolculuk ettik. Tren 2 katlı idi..

CIMG0855 (704 x 528)

İstasyonda inip 13 nolu metro hattına binerek Place d Clichy metro istasyonunda aktarma yapıp 2 nolu metro hattına geçip Anvers metro istasyonunda indik. Eşim Espace dali Montmrtre müzesine uğramak istiyordu. Bu sebeple Montremartre ye gittik. Eşim müzeye girince bende bölgeyi dolaştım. Bu bölgede place du Tertre adı verilen ressamların bulunduğu bölgeyi ve Montremartre bölgesinde dolaştık.

CIMG0856 (704 x 528)

Ardından eşimle tekrar buluşup Anvers istasyonundan metroya binip Garu de Nord da 8 Nolu metro ya aktarma yaparak Bastile metro istasyonunda indik. Yürüyerek  Places des Vosges e ulaştık. Bir zamanlar at üzerinde şovalye müsabakalarının,  mızrak oyunlarının oynandığı bu  meydan 400 yıllıktır.  Yazar Victor Hugo da burada yaşamış.

CIMG0924 (704 x 528)

 

CIMG0925 (704 x 528)

 

Eşimin diğer gitmek istediği müze olan Picasso müzesi kapalıydı. Picasso müzesinden sonra Paris in modern sanatlar müzesi olan Centre Pompidou yu görmeye gittik. Bina görmeye değer bir bina.  Bina oldukça ilginç. İçerisinde olması gereken asansör, merdiven, havalandırma boruları vb her şey binanın dışında bulunuyor. Örneği olmayan oldukça ilginç bir bina mimarisine sahip.

CIMG0948 (704 x 528)

 

Hava kararınca buradan yürüyerek Hotel de Ville ve Notre Dame Katedralinin olduğu bölgeye gittik. Gece fotoğraf çekimlerine devam ettik. Otelimize gidince çantamızı topladık.

Ertesi gün sabahtan odadan çıkıs yapıp çantaları otelin emanetine bıraktık. 7 Nolu metroya binip Loure Müzesi durağında indik. Saat 9 da müze açıldığında müzeyi gezmeye başladık.

Dünyanın en önemli sanat koleksiyonlarının bir arada bulunduğu Loure Müzesi 1190 yılında bir kale olarak inşa edilmiş, daha sonra 1515 den sonra saray olarak inşa edilmiş, 1870 yılına kadar saraya bina kısımları eklenmiş. En son 1989 yılında da yeraltı kompleksi ile birlikte cam piramit eklenmiş ve bugünkü halini almış.

Müze girişinde vestiyere ücretsiz olarak paltonuzu verebiliyorsunuz.

Loure müzesinde Canon D550 fotoğraf makinamla 770 adet fotoğraf çekmişim. Eşimle birlikte çektirdiğimiz birkaç fotoğrafı paylaşıyorum..

CIMG0951 (704 x 528)

Leonardo da Vinci nin 1504 yılında yaptığı Mona Lisa tablosu önündeki fotoğrafımız.

Mona Lisa

CIMG0959 (704 x 528)

CIMG0961 (704 x 528)

CIMG0963 (704 x 528)

CIMG0965 (704 x 528)

Müzenin çıkışında Opera metro durağında inip binayı fotoğrafladık. Ardından otele gidip eşyalarımızı aldık. Metro ile Gare de Nord a gidip bizi Amsterdam a götürecek hızlı trenimizi beklemeye başladık.

CIMG0967 (704 x 528)

Amsterdam a a hızlı trenle giderken..

CIMG0973 (704 x 528)

Hızlı Trenin içine ait bir fotoğraf..

CIMG0974 (704 x 528)

 

Yazının yani gezimize ait notlarımın devamı için  Hollanda – Amsterdam sayfasını ziyaret ediniz. Ayrıca gezimize ait yaptığımız hazırlıkları, bize maliyetini Seyahat Hazırlıkları ve Maliyeti sayfasından inceleyebilirsiniz.

Dr.Levent GÖÇMEN

Hakkında: Levent Göçmen

1976 İzmir doğumlu. Doktor. İzmir'de yaşıyor.

Yorum bırak

*